Vatandaşa broşür dağıtılarak dolandırıcılık uyarısı yapıldı Vatandaşa broşür dağıtılarak dolandırıcılık uyarısı yapıldı
Bu hafta birkaç yılın en önemli bir sorunu olan telefon dolandırıcılığına değinmekle başlayacağım. Telefon dolandırıcıları belki de yüz yılların bir zaaflığını yakalayarak, bizleri dolandırmaya başlamıştır. Bu günler de bir arkadaşımın komşusu bu dolandırıcılara 500.000 TL. Gibi bizim için çok büyük bir parayı kaptırması ile konu yine gündemimize gelmiştir. Peki, bu kadar haber, bu kadar anonslar, yapılmasına rağmen neden hala bu insanlara kanıyoruz? Nedeni KORKU… Evet korku… Bu tuzağa kimler kanmadı ki… Profesörler, Dekanlar, kelli felli bürokratlar, 35 yılını öğretim kademesinde geçirmiş emekli öğretmenler, yaşlılar, gençler, televizyonlarda boy gösteren yapımcılar… Ben kanmam diyenlere duyururum ki, senin atalarının geninden aldığın bu korku varken, seni de kandırırlar. Bu dolandırıcıların en büyük yakaladıkları nokta; ‘’Hesaplarınız, terör örgütleri ile iktisap etmiş, ben savcıyım, polisim, şu kadar para verirseniz, bu sorunu hallederiz.’’ Peki, Prof. Dr. Canan KARATAY’ın bu örgütlerle ne ilişkisi olabilir. Ya da 35 sene bu ülkeye öğretmen olarak hizmet etmiş, bir sefer bile mahkeme kapısı görmemiş bir öğretmenimiz neden korkuyor da bunlara poşet içinde paraları teslim ediyor. Kuzey ülkelerinde ki kural şudur: ‘’Devlet, halk içi vardır.’’ Bizde ise ‘’Halk, devlet için vardır.’’ Halkı dövebilirsin, söve bilirsin, askere alırsın, kanuna aykırı nezarette tutarsın, hatta elektrik verip işkence edebilirsin. Aylarca hapis yatırıp, sorgu sual edilmesine bile müsaade ettirmezsin. Her ne kadar yıllar itibariyle ‘’Hortumcu Süleymanlar’’ bu sistemden ayıklandılar ise de hala genlerimize işlemiş bu korku, en küçük bir rolde bile gün yüzüne çıkmaktadır. Yıllarca Tek Parti hükümetleri ile halkı ezenler, çocuklarını kanun var diye askere alıp, başı örtülü diye çocuğunun yemin törenine alınmayanlar, on yılda bir yapılan darbelerle bir o tarafta bir bu tarafta insanları asarak adalet sağladığını söyleyenler, bizi böyle korkak bir toplum haline getirdiler. Bunun en güzel örneğini Kemal Sunal bir filimde işlemişti. ‘’Karakola gidersem beni tutuklarlar.’’ Repliğine belki o günlerde güldük ise de, acı bir trajedinin ürünüydü. Bu gün bu, mahkeme, polis karakolu korkusu hepimizde var ve bunu dolandırıcılar iyi kullanmaktadırlar. PARTİLERDE BU KORKUYU KÖRÜKLÜYOR Bu günlerde Çorum Gündemi Haberde çıkan bir yazı, yine bu korku ile nasıl nemalanıldığını göstermektedir. Çorum Gündemi, 2 Ekim 2022’deki Facebook hesabında yayınladığı haberde: Genç Parti Çorum Kadın Kolları Başkanı Diclehan Büyükgöz, CHP Kadın Kolları Başkanı Kamile A.’nın ‘’Eğer bu seçimde çalışmazsak, Atatürk’ün bize sunduğu haklarımızı tek tek elimizden alınacak. Belki İran’dan daha kötü olacağız.’’ Sözlerini eleştirdi. Soru şu: 20 senedir iktidar olan bir parti hangi haklarınızı elinizden aldı da, bundan sonra alacak? Mesele korku ile insanları yönetmek. TOPLUMUN HER KESİMİNDE BU KORKU İLE NEMALANANLAR VAR Düne kadar öğretmenlerin özel olarak yaptırdıkları kızılcık sopaları, ya da matematik öğretmeninin 50 cm lik, cetvelleri az mı meşhurdu. Kemik Kıran, Tahta Kafa, Robot sıfatları öğretmenlere neden takılmıştır. Gelelim İmam ve Vaizlere, sizde şöyle bir ortaya çıkın. Bu hafta Cuma namazı öncesi bir vaizimiz, Allah var iyi saydırdı. Cehennem şöyle, zebaniler böyle, ölünce şöyle olacak, mezarda böyle olacak, saydırdı da saydırdı. Kalkıp da bir şey de söyleyemiyorsun. Çünkü oralar onların kutsal alanları, bir şey desen, yaşlı dedeler, bastonu kaptığı gibi ne olduğunu anlamadan üzerine yürürler. Zamanında Manavgat Müftüsünü de şikâyet ettim de yine bir sonuç çıkmadığından, oraya da şikâyete gerek yok. Ama Allah büyük; bu hafta bu vaiz beyin bana bir işi düşmez mi. En sevdiğim Fahri Hocayı yanına almış geldi. Sohbet muhabbet, en sonunda taşı gediğine koydum. ‘’Hocam, vaazlarda hep, cehennemden, ölüm eziyetlerinden bahsediyorsunuz… Birazda cennetten ve hurilerden bahsetsek. İnanın biz cehennem konusunda doktora yapacak hale geldik. Ama cennet konusunda 4. Sınıf talebesi bilgisinde bile değiliz.’’ Deyince hoca o sıcakta yanında taşıdığı ceketi giyindi ve ağız ucuyla bir selamla çekti gitti. Bir diğeri ise, atalarımızın tabiri ile suratı düşük insanlara ‘’Mahkeme duvarı gibi…’’ İbaresi kullanılmasıydı… Şunu gördüm ki devletin gücünü eline geçiren bürokrasi, ‘’Halk, devlet için vardır’’ İbaresini hep kullanmışlardır. Bugün git yarın gel, ibaresi her devlet kurumu için geçerlidir. Zamanın birinde bir tapu müdürlüğüne gitmek zorunda kaldım. Evrakları verdik, bize ‘’Bugün git yarın gel!’’ dediler. Ama bu arada hepsi masalarına bir gazete sermiş, çekirdek çitliyorlar. O sinirler müdürün odasına yöneldim. Odadan içeri girdiğimde gözüme takılan ilk şey, müdürün güvenlik kameralarından tüm personelini izlediğini gördüm. Onunda masasında bir gazete serili ve Ağrı Dağı’ndan hallice bir çekirdek yığını masanın ortasında duruyordu. Memleketimin insanlarını seviyorum. Selamlar Sağılar…
Editör: TE Bilisim