Yollarda bayram yoğunluğu devam ediyor Yollarda bayram yoğunluğu devam ediyor
Değerli hemşerilerim. Bu haftanın en önemli olayı malumunuz Sayın Kılıçtaroğlu’nun HDP ile görüşmesidir. Doğaldır; her cumhurbaşkanı adayı, her parti ya da kişiler ile görüşebilir. Her parti ya da ittifak da, başka bir kişi için, üyelerinden oy isteyebilir. Bu onların en doğal hakkıdır. Ancak, bu kişi ya da partiye oy verecek olanlarda, bu aday-parti görüşmelerinin sonuçlarının açıklanması hakkına da sahiptir. Peki, bu görüşmenin detayları açıklanmış mıdır? Hayır. Ancak bildiğimiz kadarıyla eğer HDP ve yandaşı radikal partiler, aday çıkartmakta vaz geçtiler ise çok fazla taviz sözü aldıkları bir gerçektir. Şimdi Kılıçtaroğlu’na soruyorum: ‘’Hangi tavizleri verdin?’’ Açıklar mı açıklamaz. Çünkü açıklarsa yer yerinden oynar. Örneğin onların ‘’Öz Yönetim’’ dediği özerkliği zaten getireceğini Kılıçtaroğlu çok önceden ifade etmişti. Bir devletin bölünmesinin ilk adımı özerkliktir. Şöyle ki, bir özerk bölge yöneticisi ya da bırakın yöneticiyi bu bölgede yayın yapan bir radyo, dış güçlerden yardım isterse, o ülkelerin buraya müdahale etme hakkı vardır. İkincisi bakanlık meselesi… Buradaki mesele bir Kürt vatandaşının bakan olması değildir. Tarih boyunca biz, Kürt bakan da çıkarttık, Kürt Başbakanda. Kürt Cumhurbaşkanı da bu makamlarda görev yaptı. Kısa bir dönem hariç, HDP ırklı insanlar bu makamlara gelemediler. O kısa süreyi de malum CHP’nin desteği ile geldiler ve bakanlıkların halini o dönemde yaşayanlar gördüler. Gelelim İYİ Partiye… Aday belirleme süreci sonunda çok hızlı bir şekilde tabanda küskünlüğün yaşandığı görülmektedir. Çünkü birçok İYİ Partili, ‘’Bedirhan Bebek’’ in katilleri ve onun destekçileri ile aynı safta olmayı kendilerine yedirememektedirler. İyi Parti kurulurken, siyasetteki birçok olumsuz durumun burada olmayacağı kararı alınmıştı. Ancak, Meral Hanıma yapılan baskılar ve yöneticilerine troller tarafından bir anda saldırıya uğraması, bir sallantıya neden oldu. Ancak, asıl olan bu partiye gönül verenler olduğuna göre, zannediyorum ki bunu Yavuz Ağıralioğlu’nda da hissettim, tabanına bırakma kararı aldılar. Yeniden Refah Partisi kurulduğundan beri bir sempati hissederim. Belki merhum Necmettin Erbakan’ın bu vatana ne yapmak istediğini ve ne yaptığını bildiğim için, bu grup vakıf durumunda iken de hep izledim ve destekledim. Beklentim ise kerhen de olsa Sayın Erdoğan’ı desteklemesiydi. İçeriden aldığım bilgilere göre, son akşam Fatih Bey ile yapılan bir toplantı olduğu ve bunun sonucu olumsuz bir tavır sergilendiği yönündedir. Buradan şunu söyleyeyim ki, bu süreçte her koyun kendi bacağında asılmıyor. Seçim sonuçları herkese sirayet edecektir. Çarşıda pazarda dolaşırken, annenizin kardeşinizin başörtüsünü çekiştirip yere atanları görünce onları suçlamayın; suçlu sizsiniz. Bu ve bunun gibi olaylar için dava açacak bir mahkeme dahi bulamazsanız yine kendinizi suçlayın. Yok, prensipleri şifahen kabul ettiler ama imzalamadılar vs. gibi nedenlere de sığınmayın. Diye yazmıştım ki, Cumhur ittifakı ile birlikte hareket kararı aldılar. Bu iki partinin içinde de bazı radikaller var. Bu birlikteliğe kızan, tepki gösteren de var. Ama şunu unutmasınlar ki, bir ülkücü ile bir PKK’lıyı aynı masaya oturtan zihniyete karşı hareket etmektedirler. Bir diğer taraftan ise bütün baskılara ve trollerin linç girişimine rağmen şuana kadar dimdik ayakta kalabilmiş ‘’Gel bakalım Muharrem’’ e bir bakmak lazım. Hani herkes, aman çok saygılı nazik, insan sevgisi ile dolu dediği Kılıçtaroğlu’nun ‘’Gel Muharrem’i’’ Şimdi sıkıştılar ve Sayın Muharrem Bey’i adaylıktan vazgeçirmeye çalışıyorlar. Peki, bu sözü söylerken utanmadınız mı? Genel kurul toplantısın da, cumhurbaşkanı adayı olmuş ve ciddi bir oy almış insanı, tuvaletin önüne koyduğunuz sandalyeye oturtuyorsunuz; sonra da CHP’lilikten bahsediyorsunuz. Vay! Neden parti kurdu? Neden ayrıldı? Vay oylarımızı böldü. Benim eşim Memleket Partisi yönetimindedir. Nasıl zorluklarla var olma mücadelesi verdiklerini size ne kadar anlatsam azdır. Beyefendiler, İşbankası’ndan gelen rantlarla, günü gün ederlerken, eşim ve ilçe yönetiminin ilçe binasının kirası için bile neler çektiklerini ben biliyorum. Bir gün Antalya’da bir akraba ziyaretinde, bir köylü vatandaş, Demirel’e atıp tutuyor. Ekonomi şöyle kötü, böyle kötü, şu oldu, bu olmadı. Eşimin dedesini evi olunca bir de yeni evliyiz, pek sesimi çıkartmıyorum; ama içim içimi de yiyor. Sonunda dayanamadım: - Amca siz kime oy verdiniz? - Kime olacak canım Demirel’e - Peki, şimdi neden şikâyet ediyorsunuz? - Ya bir oyla ne olacak ki? Değerli hemşerilerim yazının başlığında da izah ettiğim gibi, kime oy verirsiniz o sizin özgür iradenize bağlı. Hatta demokrasi için, birçok alternatifin olması da güzel. Ancak, bu seçimlerde öyle verdim ne olacak canım diyemezsiniz. Bedirhan’ın vebali de, annesinin vebali de sizin ellerinizde. Eğer ‘’Evet verdim ve ceremesine razıyım.’’ diyorsanız amenna, amma, ne olmuş yani derseniz; artık bütün toplum karşınızda olacaktır; bilmiş olun. PROF. DR. Lütfü AKÇA Lütfü hocamı, Su ve Orman Bakanlığı müsteşarı iken tanıdım. Hamza Karataş Başkanın döneminin amiri idi. Beraber çalıştılar. Memleketimizin yetiştirdiği en değerli insanlardan biridir. Bizi de bakanlıktaki görevleri sırasında Ankara’da çok iyi temsil ettiği görüşündeyim. Bir ilim insanı olması, bürokrasideki etkinliği, hemşerilerine bakışını ortaya koyacak olursak, milletvekili olarak da iyi bir temsil sergileyeceği görüşündeyim. Çalışmalarında başarılar diliyorum.
Editör: TE Bilisim