“Aybüke : Öğretmen Oldum Ben” Filminin Gösterimi Yapıldı “Aybüke : Öğretmen Oldum Ben” Filminin Gösterimi Yapıldı
Geçtiğimiz hafta Osmancık’ta İlçe Sağlık Müdürlüğü KETEM Birimi tarafından, meme kanserinde erken teşhisin önemine dikkat çekmek için yürüyüş düzenlendi. Bu önemli hastalığa dikkat çekmek amacıyla anılan bu ayda Osmancık’ta mamografi cihazının olmadığı öğrenildi. Osmancık’ta mamografi cihazı yok! Kendi Kendine Meme Muayenesi (KKMM) meme kanseri erken tanısında önemli bir tarama ve tanı yöntemi. Bu yöntemle ilgili KETEM ve ASM’lerde eğitim verildiği bilinmekte. Henüz klinik bulgular ortaya çıkmadan da bu hastalık tespit edilmekte. Ancak 40 yaşından itibaren yılda en az bir kez mamografi çektirilmesi gerektiği uzmanlarca söylenmekte. Her yılın Ekim ayın da konunun uzmanları mamografinin önemini anlatmak. İlçemizde de geçtiğimiz hafta erken teşhisin ve mamografi taramasının önemi anlatıldı. Bir nevi röntgen cihazı olan mamografi cihazının önemi anlatılırken Osmancık’ta mamografi cihazının olmadığı, cihaz taraması için Çorum’a gidildiği öğrenildi. Kadınlar için ölümcül bir özelliğe sahip olan bu hastalık için gerekli cihazın bir an önce temin edilmesini ilgili yetkililerden rica ederken, 2010 yılında emekli öğretmen Nazife Merih Karataş ile yaptığımız ve BYEGM tarafından düzenlenen yarışmada ödül alan röportajımızı bir farkındalıkta bizden olsun diye  yayınlıyoruz. Bedenimdeki Konuk Hayatını başkalarına adamış görünmez kahramanlar vardır. İsimleri duyulmaz; ama varlıkları, her zaman bilinir. Emekli öğretmen Nazife Merih Karataş 2002 yılında yakalandığı kanser hastalığına rağmen hayatını başkalarına mutluluk vermeye endekslemiş, bu dünyadaki en mutlu gizli kahramanlardan biri. 1991 yılında Sağlık İşleri Daire Başkanı olan, 13 Ağustos 2005’ta amansız bir hastalığa yakalanarak hayatını kaybeden Osmancık İsmail Karataş Sağlık Meslek Lisesi kurucusu İsmail Karataş’ın eşi, emekli öğretmen Nazife Merih Karataş “Hayatın en büyük zenginliği mutlu bir aileye sahip olmaktır” diyerek yakalandığı kanseri nasıl yendiğini anlattı. İlkay Sever: Kansere yakalandığınızı nasıl anladınız?  Nazife Merih Karataş: Günlerden Pazardı, hava pırıl pırıl olmasına rağmen içim sıkılıyordu. Bir duş alıp rahatlamak istedim. Nasıl oldu bilmiyorum, sol koltuk altımdan koluma doğru yayılan şiddetli bir ağrıyla irkildim. Aynanın karşısına geçip koltuk altımı inceledim. Görünürde hiçbir şey yoktu, ancak parmaklarımla bastırdığımda ağrılı bir sertlik vardı. Son günlerde kendimi yorgun hissediyordum.  ‘ Kan çıbanı’, çıkacak diye geçirdim içimden. Pazartesi günü Milli Eğitim Bakanlığı Sağlık Eğitim Merkezine gitti. Dr. Zerrin Sert iyi bir cildiyeciydi, hem de dostumuzdu.   Ona, “Çok yorgunum, koltuk altımda da kan çıbanı çıkacak herhalde” dedi. Zerrin hanım beni muayene etti, suskundu. Dr. Rüya hamını çağırdı ve birde onun muayene etmesini istedi. Mamografi çektirmemi istediler. Kafamda soru işaretleri oluşmuştu, neden mamografi diye elimle göğüslerimi kontrol ettim. Sol göğsümde bayağı büyük bir sertlik olduğunu fark ettim. Ayların yorgunluğu, stresi, yaşadığım olumsuzluklar beslemiş olmalı ki kolumdaki dayanılmaz ağrıyla bana merhaba dedi. Hasta olduğunuzu öğrendiğinizde ne hissettiniz? Nazife Merih Karataş: Milli Eğitim Bakanlığı Sağlık Eğitim Merkezi’ndeki muayeneden sonra İmece Hastanesi’nde mamografi çektirdim. Sonuçları eşim İsmail Karataş aldı. Eşim İsmail akşam eve geldiğinde, gözlerindeki endişeyi saklamaya çalışıyordu, suskundu, sorularıma zoraki cevap veriyordu. Gözlerini benden kaçırarak, “ Zerrin hanım yarın sabah saat 09.00’da Gazi Hastanesi’nden Doç. Dr. Ercüment Tekin’den senin için randevu aldı. Önemli bir şey değildir inşallah, içimiz rahat olsun diye” derken bile sesi titriyordu. Randevu günü Dr. Ercüment Tekin beni muayene etti, “Göğsünüzde ve koltuk altınızda tümör var, 8 cm ölçtüm, bu işi uzatmayacağım, 10-15 gün gibi hemen temizleyeceğim” dedi. Bir dizi tetkikler istedi, her şey öyle hızlı yapılıyordu ki öğlene kadar mamografi, ültrason çekimleri, kan ve idrar tahlilleri, öğleden sonrada biyopsi. Dr. Zerrin Hanım elimi tutup “ Merih hanım ne olur korkmayın, biz hep sizin yanınızda olacağız” dediğinde “ Göğsüm mü alınacak?” diye sordum. “Evet, koltuk altından itibaren kazınacak” dedi. Bu durumu hak etmediğimi düşündüm. Kanseri bedenimden atmanın bedeli sol göğsüm mü olacak diye geçirdim içimden. Özür dilerek kaçarcasına ayrıldım oradan. Dışarıda yağmur vardı, içim titriyor, üşüyordum ama eve gitmek istemiyordum Kızılay’da amaçsızca ne kadar dolaştım hatırlamıyorum. Kafam karmakarışıktı. Kızlarıma ne söyleyeceğimi düşünüyordum. Başım dönüyor, dizlerimin bağı çözülüyor, kulaklarım zonkluyordu. Düşüverecek gibiydim. Soluklanmak için bir eczaneye girdim. Tansiyonum ölçüldü: 130’a 220, birazcık dinlendikten sonra sırılsıklam ıslanmış bir vaziyette eve geldim. Tedavi nasıl başladı? Kullandığınız kanser ilaçları bedeninizi ve psikolojilinizi nasıl etkiledi? Nazife Merih Karataş: Ameliyattan önce 21 gün arayla 4 kür kimyasal tedavi almam uygun görüldü. Kemoterapi hakkında aile dostumuz Dr. Deniz Hanım bizi bilgilendir. Kemoterapi aldıktan sonra yaşacaklarımı anlattı. Kemoterapi almaya başlamadan önce kızım Yonca ile kuaföre gidip saçlarımı kısacık kestirdim, çünkü birinci kemoterapinin sonu, ikinci kemoterapinin başında saçlarımın döküleceği söylenmişti. Kemoterapi alacağım hastaneye gittik. Terapiye hazırlanacağım 6 yataklı koğuşta boş yataklardan birine uzandım. Gencecik bir intörn ve güzel bir hemşire beni terapiye hazırladılar. Kolumdan damar yolu açarken bir hayli zorlandılar, ilacı yavaş yavaş veriyorlardı. Eşim İsmail her zaman olduğu gibi yanımdaydı. Dalgın dalgın pencereden uzaklara bakarken kim bilir neler düşünüyordu. Nöbetçi asistan ve hemşireler ilacın akışını takip ediyorlardı yan hastalar sessiz ama meraklı gözlerle beni izliyorlardı. Bende çevremdekileri gülümseyerek izliyor arada bir gözlerimi yumarak uyumaya çalışıyordum. Saatler ilerledikçe ağzım kuruyor, başım ağrıyor, kendimi çok yorgun ve güçsüz hissediyordum. Dört saat sonra ilaçlar bitti ve hastaneden ayrıldık. Eve geldiğimizde ne kadar zaman geçti hatırlayamıyorum bir ya da iki saat sonra olabilir şiddetli bulantılar ve öğürmeler başladı. Kusmak istiyordum, başım bedenimden ayrılıyor, sırtım, bacaklarım, kollarım ağrıyor, bedenimden yapışkan, ateşten toplar raks ediyor, başımda ıslık çalan, ağzından ateş saçan yılanlar daireler çiziyordu.  Beynimin yanışını, yılanların çıkardığı ıslığı duyuyordum.  Ben avazım çıktığı kadar bağırıyordum: “ Başımı tutun, bacaklarımı, sırtımı, göğsümü, ellerimi ovun, saçlarımı çekin,” diye ağlıyor, bağırıyordum. Sürekli öğürüyor, tuvalet ihtiyacı duyuyordum. Istırabım o kadar büyüktü ki cehennemi yaşıyordum. Ağzımın içi paslı bir teneke ile kaplanmış gibiydi, hiçbir şey yiyip içemiyordum, her şey ağzımda metalsi bir tat bırakıyordu, su dâhil hiçbir şeyi yutamıyordum. İkinci kemoterapide ilki gibi zorlu geçti. Üçüncü kemoterapide sonrası bir öncekilere göre daha rahat ve huzurluydum. Dördüncü kemoterapinin de daha kolay geçeceğini düşünürken birinci kemoterapi gibi çok ağır geçti, çok sarsıldım. Kanser tedavinizde psikolojik destek aldınız mı? Desteğin nasıl yararı oldu? Nazife Merih Karataş: Profesyonel bir psikolojik destek almadım. Beyin vazgeçmedikçe beden vazgeçmez. Kanserle savaşmak için psikolojik destekte bulunulması, ilaçlar ve ameliyat kadar önemli. Ben bu psikolojik desteği ailemden aldım. Her zaman olduğu gibi, hastalığımı öğrendiğim gün sabrıyla, sevgisiyle hep yanımda olan, sevinçlerimi acılarımı benimle paylaşan 2005 yılında kaybettiğim canım eşim İsmail Karataş, anneleri olmaktan gurur duyduğum sevgili kızlarım Gökçe Yonca ve Kıvanç tedavimin her aşamasında yanımda olan canım kardeşlerim Meral ve Barbaros, dostlarım ve komşularım hiçbir zaman beni yalnız bırakmadılar. Aile desteği bu hastalıkla mücadelede çok önemli. Ailem, dostlarım bana destek olmasaydı belki de hastalığımla başa çıkamazdım. Yiyip içtiğiniz kansere iyi gelen özel karışımlarınız falan var mı? Nazife Merih Karataş: Kansere iyi geldiğini düşündüğüm özel karışımlar için hastalığım süresince bireysel bir araştırma yapmadım. Komşularımın benim için hazırladıkları sıcak çorbalar, hastalığımı öğrenen sevgili dostlarımın bu kansere iyi geliyormuş deyip getirdikleri ısırgan otları, kuşburnu köklerinden hazırlanmış çaylar ve onların sevgileri benim için en özel karışımlardı. Ameliyat sürecini ve çıktıktan sonraki süreci anlatır mısınız? Nazife Merih Karataş: 9 Temmuz 2002 günü ameliyat olmam gereken gündü.  O sabah yüreğim kıpır kıpırdı, bedenimdeki konuğu uğurlamanın heyecanını yaşıyordum. O gün ameliyat sırası bana gelmedi, bedenimdeki konuğu bir gün daha ağırlayacaktım. Bu günü ameliyathanenin boşalmasını bekleyerek geçirdim, sevenlerimin iyi dilekleriyle, dualarıyla. 10 Temmuz 2010 günü bir önceki günden daha heyecanlıydım. Yüreğim kıpır kıpırdı, yeni başlangıçlara merhaba demek için acelem vardı. Ameliyathanenin bekleme salonu çok soğuktu. Yeşil önlüklü hocalar ve gencecik doktorlar zamanı iyi kullanmak adına olmalı, çok hızlı hareket ediyorlardı. Sevgi ve güven dolu bakışlarıyla ameliyat ekibindeki genç doktorlar çevremi sarıverdiler. İçimden yüzlerce kez İhlas suresini okudum. Mutluydum bir o kadarda sakindim. Dr. Ercüment yeşil önlüğü ile oradaydı beni ameliyat masasına yerleştirilirken ona sağ göğsümü de almasını söyledi. Çünkü Kanserin sağ göğsümden “Buradayım!” diye seslenmesini istemiyordum. İçimden İhlas suresini okumaya devam ettim. Uyumuşum… Gece yarısı uyandığımda odamda, yatağımda ve ağrılar içindeydim. Başımda canım ablam ve vazgeçilmez dost Cahide vardı, elimi yüzümü siliyor beni temizlemeye çalışıyorlardı. Ablam elimi tutuyor, yumuşacık bir sesle, gözleri ışıl ışıl, ameliyatımın çok başarılı geçtiğini müjdeliyordu. Dostlar hiç yalnız bırakmıyorlardı, bana refakat etmek için ısrar ediyorlardı. Kanseri bedenimden uğurlamıştım ama izlerini taşıyordum. Kanser nedeniyle göğüslerini kaybeden bir kişi olarak bu durumla nasıl başa çıktınız? Nazife Merih Karataş: Ameliyattan sonra Dr. Ercüment Bey koltuk altıma ve ameliyatlı bölgeye bakmamamı söylemişti. Zaten kanserin izlerini görmek istemiyordum, uzun süre bedenimin o bölgesine hiç bakmadım. Ameliyattan sonra 4 kemoterapi daha aldım. Ameliyat öncesi aldığım terapilere göre daha rahattım. Arada göğsümün zonkladığını, sızladığını hissediyor, elim farkında olmadan göğsüme gidiyor, içimden adını koyamadığım bir öfke beliriyor, bağıra bağıra ağlamak istiyordum. Bir sabah uyandığımda bütün vücudumun, en çokta sol kolumun şişmiş olduğunu görünce yüreğim öfkeyle doldu. Birkaç gün sonra vücudumdaki şişlikler indi ama sol kolum şiş olarak kaldı. Ben aynaya hiç bakmamıştım, saçlarımın döküldüğünü biliyordum. Kimse bana “Senin de kaşın kirpiğin döküldü”, demiyordu. Bende diğer hastalara, “Isırganlı karışımları çok yedim, herhalde kaşım kirpiğim ondan dökülmedi,” diyordum. İçlerinden biri de çıkıp, “Sen de bize benziyorsun,” demiyordu. 2002 yılında yakalandığınız kanser hastalığıyla ilgili “Bedenimdeki Konuk” adlı bir de kitap yazdınız? Bu kitabı yazmaktaki amacınız neydi? Nazife Merih Karataş: Tüm insanlar yaşamları boyunca direksiyon başında, yaşam direksiyonunu iyi ya da kötü kullanan birer sürücüdür. Direksiyon başında yapılan hatalar, olmasını istemediğimiz dönüşü mümkün olmayan sonlarla bizi, sevdiklerimizi, sevenlerimizi üzer. Hataların devamlılığı bizi direksiyon başından çekip alır. Kanserde direksiyondayken yapılan hataların sonucudur. Bedenimizde boy verişi, yaşamımızdaki yanlışları hatırlatmak, kendimize değer vermemizi sağlamak, yaşamın çok kısa, çok değerli olduğunu anlatmak içindir. Yaşam direksiyonunu kullanırken, ruhumuzu negatif düşüncelerden arındırabilirsek, insanları oldukları gibi kabul edip sevebilirsek, sabırlı ve hoş görülü olmayı, gülümseyen gözlerle geleceğe umutla bakmayı başarabilirsek, kanser bizimle tanışma gereği duymayacak ya da hatalarımız sonucu konuğumuz olmuşsa, onu yüreğimizdeki umudun, sevginin, hoşgörünün gücüyle uğurlamamız çok olacak. Yaşam direksiyonunu farkında olmadan hatalı çevirmiş olmalıyım ki kanser konuğum oldu. Onunla tanışmamı, bedenimdeki konukluğu sırasında yaşadıklarımı, onu uğurlamak için nasıl çabaladığımı, benden aldıkları karşılığı bana kazandırdıklarını bu kitapta paylaştım. Yazarken yaşadıklarım dışında hiçbir şey katmadım, yazmayı unuttuğum güzellikler dışında. Dilerim yaşam direksiyonunu özenle kullanmanız için benim anılarım az da olsa yolunuza ışık olur.  “Bedenimdeki Konuk” adlı kitabınız ne zaman hangi yayın evinden çıktı? Nazife Merih Karataş:Son olarak okuyucularımıza söylemek istedikleriniz nelerdir? Nazife Merih Karataş: Kanserden korkmayın, beyin vazgeçmedikçe beden yenilmiyor. Konuğumun bedenimdeki varlığı ilkin ürkütüp, ağlatmıştı beni, şimdi onu fark ettiğimde döktüğüm gözyaşları için hayıflanıyorum. Dört yıl sonra kirpiklerim yine ıslak, bu kez bana öğrettikleri için konuğuma duyduğum minnetten. Onun konukluğuyla yaşadığımı, rafa kaldırdığım hayallerimi, yaşarken öğrenmem gereken ne çok şeyin olduğunu hatırladım, sabrın, sevginin, saygının gücünün nelere kadir olduğunu öğrendim. Hastalığa karşı kendi gücünüzü keşfetmemiz gerektiğini, hayattaki güzel şeyler üzerine odaklanmamız gerektiğini, aile, arkadaş, sevgili, tanıdık hatta hiç tanımadığınız kişilerin desteğini alma alışkanlığı kazanmamız gerektiğini ben yaşayarak öğrendim. Kanserden korkmayın, beyin vazgeçmedikçe beden yenilmiyor.
Editör: TE Bilisim