Karga sahiplenmek istedi, duası kabul oldu! Karga sahiplenmek istedi, duası kabul oldu!
Halifeliğin Kaldırılması Hazreti Muhammed'in ölümü ile ortaya çıkan halifelik, Kureyş Kabilesinden önce Hazreti Ebubekir'e daha sonra Hazreti Ömer, Hazreti Osman ve Hazreti Ali'ye geçmiştir. Daha sonra Emeviler'e ve Abbasiler'e geçen hilafet, 1258'de Moğol hükümdarı Kubilay'ın son halifeyi öldürmesiyle son bulmuştur. Her ne kadar Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı alması ile halifelik, Osmanlılara geçmiş görünse de aslında o dönemde bu pek dillendirilmemiştir. Ancak, 1774 Küçük Kaynarca Antlaşmasından sonra ortaya atılmaya başlanmıştır. Osmanlılar, kaybettikleri ülkeler üzerinde padişahın söz haklarını korumak için halife unvanından yararlanmayı ümit etmişlerdir. Osmanlı Devleti parçalanırken, II. Abdülhamit İslam Birliği’nin kurulması için halifeliği ön plana çıkarsa da, diğer milletler arasında çok etkili olduğu da söylenemez. Cumhuriyetin ilanından sonra gündeme gelen Halifeliğin kaldırılması meselesi, 3 Mart 1924'te gerçekleşir. Varlığı iki başlı bir yönetim görüntüsü vermesi, Mustafa Kemal'in ilerde yapmayı düşündüğü inkılaplar karşısında bir engel olarak görülen halifelik kurumu, kaldırılmış ve ertesi gün başta Halife olmak üzere 234 Osmanlı hanedanı üyesi yurt dışına çıkarılmıştır. (Oğuz Aytepe) Evet, içinde bulunduğumuz bu hafta Hilafetin sonlanması konusunu bir tartışalım istedim. Arapça Halife, Peygamberin yerine kaim olmak üzere İslam camiasının en yüksek reisinin unvanıdır. Halife, İslam dininin esaslarına göre hem baş imam, hem de devlet başkanıdır. İki iktidarı birden temsil etmektedir. Yani Papa’dan biraz daha geniş bir yetki alanına sahip kelimedir. Ancak, Osmanlının son dönemlerine baktığımızda, artık padişahların bu sıfatının sadece İslam Birliği için kullanıldığı, din işlerinin Şeyhülislam’a bırakıldığı görülmektedir. Şeyhülislamlık makamı sadece bir kişiden oluşan bir makam olmayıp, ciddi bir çalışanı olan bir kurumdur. Örneğin, bir padişahı tahtan indirme konusundaki fetva, Şeyhülislam’dan alınmak zorundaydı. Yoksa bu eylem gerçekleşemezdi. Peki, padişah en yüksek makam ise Şeyhülislamın fetvası neden geçerliydi? Osmanlının son dönemi ve Ankara Hükümetinin ilk günleri çok zor geçmiştir. Sultan Vahdettin’in iki başlılığın oluşmaması için, ülkeyi terk etmesi üzerine, Fevzi Paşa kabinesinde Evkaf ve Şer‘iyye vekili olarak görev yapan Mehmed Vehbi Efendi, Sultan Vahdettin’in halifeliğinin de yitirildiğine, Halifelik Makamının artık boş kalmış olduğuna, yeni bir halifenin seçilmesi gerektiğine dair bir fetva çıkardı. 18 Kasım 1922'de B.M.M' de yapılan seçimde 162 oy kullanılmış, Abdülmecit Efendi 148 oyla halife seçilmiştir. Oyların 2'si Abdülhamit'in oğullarından Abdürrahim'e, 3'ü de Abdülhamit'in büyük oğlu Selim'e verilmiş, 9 mebus da çekimser oy kullanmıştır. Yeni Halife, İslam âlemine bir bildiri yayımlamıştır. Peki, İstanbul’da bu günlerde neler oluyordu. İstanbul, 16 Mart 1920 tarihinde resmen işgal edilmişti. Her ne kadar 1918’de ki Mondros Mütarekesi ile askerler, İstanbul’a çıkmışlarsa da, bütün kurumlara el konulması, 16 Mart 1920’dir. Bu tarihten itibaren, tüm dış unsurların gözü bu şehirdedir. İngilizler, Fransızlar, Yunanlılar, İtalyanlar ve hatta Rusların ağızının suyu akarak bu şehri istiyorlardı. İngilizler biliyorlardı ki, İstanbul geleceğin mihenk taşı idi. O nedenle kendilerinde kalmalıydı. Ama Fransızlar da vardı ki, kolayına İngilizlere bırakmazdı. Bir de koca ayı Ruslar vardı. Onlarda dinsel açıdan İstanbul’u başkent kabul ediyorlardı. İtalyanlar küsseler de önemli değildi. Yunanlılar zaten tokat oğlanıydı. Bunun yanında İtilaf Devletleri 40 civarında bir güçtü. Yani Ekvator’dan Dominik Cumhuriyeti’ne kadar bu gurupta herkes vardı. Ama İngilizler için en önemlisi Fransa ve Rusya idi. İngilizler stratejik plan yapan bir devlettir; günü birlik plan yapmazlar. Onların her planı yüz yıl sonrasının şekillenmesine göredir. Buna istinaden İstanbul ve kendileri için en hayırlısının, yeni Türkiye Devletine bırakmak olmalıydı. Rusların, Fransızların eline geçeceğine Türklerde kalmasıydı. Zaten Lozan’da istediklerini almışlardı. Ama öyle de kolay vermemeli bazı tavizler alınmalıydı. Bu Hilafet makamı, canlarını sıkan en önemli konu idi. Çünkü Osmanlının hiçbir döneminde çok da etkili olmayan ve son döneminde iyice pasifleşen bu makam, güçlenecek Türkiye’nin İslam topluluklarını, etrafına toplaması açısından kullanılabilirdi. Bunu yok etmek gerekiyordu. Yani ver hilafeti, al İstanbul’u olmuştur. Birçok kişinin kafasında, ‘’İstanbul, nasıl olup da tek kurşun atılmadan alınmıştır?’’ Sorusunun cevabı burada yatmaktadır. Halifelik makamı ilerde İngilizlerin ve küresel emperyalistlerin başını ağrıtacak bir konuydu ve bu şekilde halledilmeliydi. İstedikleri şekilde de halloldu. Peki, halifelik kaldırıldı da, baş makamı yine İstanbul’da olan Fener Patrikhanesi neden kaldırılmadı. Dini makamsa o da dini makam değil miydi? 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan Barış Antlaşması'ndan sonra, 23 Ağustos 1923'ten itibaren İtilaf kuvvetleri İstanbul'dan ayrılmaya başladı. Son İtilaf birliği ise 4 Ekim 1923 günü Dolmabahçe Sarayı önünde düzenlenen bir törenle Türk bayrağını selamlayarak şehri terk etti. Halifeliğin Kaldırılma Kararı B.M.M., 3 Mart 1924’de, 431 sayılı Kanunla Urfa Mebusu Şeyh Saffet Efendi ve 53 arkadaşının önergesi kabul edilerek, Halifeliğin kaldırılmasına ve Osmanlı Hanedanının Türkiye dışına çıkarılmasına karar verildi. Hilafetin ilgasına ve Hanedanı Osmaninin Türkiye Cumhuriyeti memaliki haricine çıkarılmasına dair kanun No. 431 BİRİNCİ MADDE — Halife hal edilmiştir. Hilâfet, Hükümet ve Cumhuriyet mâna ve mefhumunda esasen mündemiç olduğundan hilâfet makamı mülgadır.

Editör: TE Bilisim