Demirer, “Çağ dışı ÇEDES dayatması ve manevi rehber uydurmasıyla okullarımıza imamlar atanmaya başlanmıştır! Bugün, 3-6 yaşındaki yüzbinlerce evladımız dinci yapıların anaokullarında, milyonlarca çocuğumuz tarikat ve cemaatlerin elindedir” dedi.
22 yıllık AKP iktidarında Milli Eğitim Bakanlığı 17. kez müfredat değiştirildiğine dikkati çeken Demirer, “Ulusal eğitim sistemi yaz – boz tahtası değildir, olamaz, olmamalıdır. Kararlılıkla ve kesinkes bilimsel temelde yürütülmelidir” ifadesini kullandı.
Demirer, açıklamasında şunları kaydetti:
“22 yıllık AKP iktidarında Milli Eğitim Bakanlığı 17. kez müfredat değiştiriyor! Değiştiriyor, ama Eğitimde Program Geliştirme Bilim Alanı gereklerini yine dışlayarak! Oysa eğitim program ve kurumlarını bilimsel temelde oluşturmayan ülkeler; başta bilim ve teknoloji olmak üzere, sanattan spora yaşamın tüm alanlarında geriler, uluslararası sıralamalarda (PISA, TIMSS vd.) sonlara düşer.
Türk Eğitim Sistemi, 3 Mart 1924 Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) Devrimi ile başlayarak 1970’lere değin geliştirdiği bilimsel temelli öğretim programlarıyla (müfredat) çocuklarına ulusal, ahlaksal-etik, kültürel, sosyal ve çağdaş insani değerler, yetkinlikler, yurttaşlık bilinci ve özgüven kazandırmış, tebaadan yurttaş, kuldan birey, ümmetten ulus yaratmayı başarmıştır.

Bayat’ta bahçe yolları sorunu çözüldü Bayat’ta bahçe yolları sorunu çözüldü

 “MİLYONLARCA ÇOCUK TARİKAT VE CEMAATLERİN ELİNDEDİR”
Ancak ABD emperyalizmi güdümlü 12 Mart 1971 muhtırası ile 1961 Anayasası budanmış, dinci kurumlar için elverişli ortam yaratılmış, 12 Eylül 1980 faşist darbesi ve izleyen hükümetlerce de, Eğitim Sistemi laiklik ve bilimsellikten koparılarak dinselleştirilmeye başlanmıştır. Gerçekte bir 12 Eylül 1980 faşizmi ürünü olan AKP’nin iktidar olduğu 2002 yılından bu yana ise, atanan tüm Milli Eğitim Bakanları; hiçbir bilimsel incelemeye, gerekçeye dayanmadan öğretim programlarını ideolojik saplantılarla “yetersiz” (?!) bulmuş; ders ekleyip çıkararak, süreleriyle oynayarak, felsefe, mantık, sosyoloji, matematik, psikoloji gibi özgür birey yetiştirmede olmazsa olmaz nitelikli dersleri yok ederek, evrim kuramını dışlayarak… bilimsellikten tümüyle uzaklaştırmış, iyiden iyiye dincileştirmiştir.
Hedef, ümmet ve biat toplumu yaratmaktır ki; Batı emperyalizminin yüz yıllık hedefi de budur.
2007 yılından sonra kamu desteğiyle çoğaltılan ve etkinleştirilen İlim Yayma Cemiyeti, Hizmet Vakfı, Ensar Vakfı, Birlik Vakfı, Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA), Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı (TÜRGEV) ve benzeri onlarca dernek – vakıf adı ile örgütlenmiş tarikat ve cemaat yapılanmalarıyla Milli Eğitim Bakanlığı ve İl-İlçe Müdürlüklerince protokoller imzalanmış, bu dinci yapıların öğrenci yurtları dahil bütün eğitim kurumlarımıza girmesine olanak sağlanmış, son olarak çağ dışı ÇEDES dayatması ve  “manevi rehber” uydurmasıyla okullarımıza imamlar atanmaya başlanmıştır! Bugün, 3-6 yaşındaki yüzbinlerce evladımız dinci yapıların anaokullarında, milyonlarca çocuğumuz tarikat ve cemaatlerin elindedir.

‘BAĞIMSIZ YARGI GEREĞİNİ YAPMALIDIR’
Tarikat ve cemaatlar, Anayasanın 174. maddesi korumasında olan 677 sayılı yasa ile daha 1925 yılında kapatılmış olup (Resmi Gazete 13.12.1925, s. 243) yasa dışıdırlar!
Dayatılan, apaçık bir karşı devrimdir!
Son müfredat değişikliği ve ÇEDES derhal geri çekilmelidir.
İşlenen; anayasayı tebdil, tağyir ve ilga suçudur!
Bağımsız yargı gereğini yapmalıdır!

‘DAYATMALAR ASLA KABUL EDİLEMEZ’
Ulusal eğitim sistemi yaz – boz tahtası değildir, olamaz, olmamalıdır. Kararlılıkla ve kesinkes bilimsel temelde yürütülmelidir. Ulusun ve çağın gereksinimleri doğrultusunda laik, bilimsel, parasız, kamusal ve karma olmak zorundadır. Değerler bilgisi katarak insanı insanlaştıran, çağın temel donanımını sağlayan, analitik düşünme, yaratıcılık ve sorun çözme yetisi kazandıran, yaşamsal, mesleksel ve akademik yetkinlik veren bir eğitim almak temel insan hakkıdır. Eleştirel ve yaratıcı akıl baskılanamaz!
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) zorunlu din dersinin insan hakkı ihlâli olduğunu hükme bağlayan kararları bağlayıcıdır ve mutlaka uygulanmalıdır (Anayasa madde 90/5). Siyasal iktidarların saplantılı ve çağdışı şeriatçı ideolojileri ile biçimlendirdiği din, ırk, politik inanç, cinsiyet gibi ayrımcı ve kutuplaştırıcı dayatmalar asla kabul edilemez! Yatılı Kuran kursu olmaz! Din öğretimi Türkçe olmalı, ezbere dayanmadan, soyut düşün yetisi kazanıldığında ve aile onayıyla verilmelidir.

İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ’NE UYULMALI
“Yurtta barış, dünyada barış” için, insanca yaşam için, demokrasi için laiklik kırmızı çizgidir.
Çağımızda uygar uluslarca yaygın olarak benimsenmiş olan İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde, “Herkesin eğitim hakkı vardır. Eğitim, hiç olmazsa ilk ve temel eğitim evrelerinde parasız olmalıdır. İlköğretim zorunludur. Teknik ve mesleksel eğitimden herkes yararlanabilmeli ve yükseköğretim, başarıya göre, herkese tam bir eşitlikle açık olmalıdır.” denmektedir (10 Aralık 1948). Türkiye, Bakanlar Kurulu kararıyla Resmi Gazetede (27.5.1949) yayınladığı bu Bildirgeye uymalıdır.
Büyük Atatürk’ün “Eğitimdir ki, bir ulusu ya hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir toplum halinde yaşatır ya da esaret ve sefalete terk eder.” sözleriyle vurguladığı tarihsel ve günümüze de ışık tutan uyarısı hiç akıldan çıkarılmamalıdır. Milli Eğitim Sistemi Ulusal Birliği, kaynaşmayı ve barışı sağlamalı, evrensel değerlerle uyumlu olmalıdır.”

Editör: Eray Uzun